16 Aralık 2011

Yeni yıl öncesi yapılacaklar listesi

İstanbul'a taşındığımdan beri 9 ay oldu. O zamandan beri yapmayı planladığım ve fakat bir türlü yapamadığım şeyler var, vakit olmuyor, ya da ayarlanamıyor, ya da tembellik ediyorum. Hazır yeni yıl geliyorken, listeyi buraya yazıp kaytarmadan üstünden geçeceğim.
- İstanbul Modern
- Büyükada ve diğer adalar
- Piyer Loti
- Pera Müzesi
- Oyuncak Müzesi
- Kumburgaz
- İnönü Stadyumu'nda maç

Bir de, tavsiye edilen, "Neee, orayı görmedin mi?" denilen yerler var, listeme eklediğim:
- Yıldız Sarayı ve Yıldız Parkı
- Çamlıca

Bir de projem vardı hayalimde, henüz onu da hayata geçirmeyi beceremedim. Belki onu da yeni yılda yaparım, kim bilir.

Şu 9 ayda yapabildiklerim de başka bir yazı olsun.

7 Haziran 2011

Bir İstanbul Düğünü

İstanbul'da bir düğüne gittim geçen ay. (Evet anca yazabiliyorum.) Şehrin karşı yakasına. Arabayı kullanan benden daha deneyimli İstanbul'lu, 1. köprü trafiğinin çok fena olacağını söyledi ve bizi 2. köprüden götürdü. 1 saatten fazla sürdü o da. Milim milim bile gitmeyen bi trafik. Kamyonlarla en havalı arabalar yan yana. O kadar para vermiş arabasına, ama o da bi yere gidemiyor, herkes eşit.

 
 
 
  

Köprüye yaklaştığımızda güneş iyice aşağı inmiş, hava kararmaya başlamıştı bile. 

 

Ve sonra vardık düğüne. Yıldız Parkı'nda, Dahill'e. (Tabii girişini arandıktan sonra.) Düğünü atlayıp manzaraya geliyorum. Bir de meyvelere. Henüz baharın sonundayken kavun, karpuz, çilek, erik yedim bayıla bayıla :)



11 Mayıs 2011

İlk Caddebostan Pazar'ı

Sonunda hava güzel. Deniz kıyısına bir yürüyüş. Denize, yosunlara doğru ayaklarıımızı uzatıp oturduk. Sonra dondurma alıp çimlerde oturduk, dondurma bitince de çimlerde yattık. Adeta mini bir ODTÜ Pazar'ı simülasyonu, üstelik deniz kıyısında. Ve ufka baktık, sevgilimin dediği gibi, İstanbul'da pek göremediğimiz ufka. Sonra sahilde yürüdük, uzun uzun, eski, havalı konaklara bakıp hayal kurduk. Suya girip çıkıp eğlenen köpekleri izledik, kıskandık. Ferahladık, rahatladık, yorulduk, sürünerek eve döndük.









3 Mayıs 2011

Taksim'de 1 Mayıs

Yıllardır televizyondan izliyoruz ailecek Taksim'deki 1 Mayıs'ı. Daha doğrusu Taksim'de olamayan 1 Mayıs'ı. Ya da çıkan olayları. Geçen yıl da izledik, bu sefer gerçekten Taksim'deydi, çok çok etkileyiciydi, bu yıl hayatta kaçırmazdım. Gittim, çok yoruldum, fotoğraf makinesini yanıma almadığım için kendime küfrettim, ama hepsine değdi. Hem ben olmazsam, bi kişi eksikler, di mi...

İstanbul'da olduğumuz için, medyatik kişilikler de aramızadydı. Oyuncular Sendikası kortejinde Mehmet Ali Alabora, Janset, Devin Özgür Çınar, Türkan dizisineki kız (ki adı Pınar Öğün'müş) filan vardı. Başkaları da vardır eminim, ama benim meşhur insan veritabanım biraz küçük, anca bunları çıkarabildim. Önlerinde Enerji-Sen vardı, sağlarında sollarında DİSK'in başka sendikaları. Bi yanda bıyıklı, kendi halinde amcalar, bi yanda mor ayakkabılar, rengarenk hırkalar... İster istemez düşünüyor insan, sizin koşullarınızla, o amcanın koşulları, dertleri, aradığı haklar bir mi? Ama tabii bir yandan da yok artık saçmalama diyor, onların da gelmiş olması, desteklemesi, umursaması çok güzel di mi, ne kadar farklı renk o kadar şahane, di mi? Sonra İlyas Salman vardı, adamla habire fotoğraf çektirdiler. Vedat Türkali geldi, tekerlekli sandalyesinde.

Bi süre İstiklal'de gezindikten, bişeyler yedikten sonra, eve dönmek üzere yola çıktım. Haliyle otobüs yok. Sabah finiküler ve metro da yoktu sabah. Sabah otobüs şöförü amca "Yok, otobüs falan yok, geri dönücem diye ellerim titredi, yok otobüs" dediği için, taksiyle gittik Beşiktaş'tan Şişli'ye. Neyse, öğleden sonra finiküler çalışmaya başlamış. Gittim Kabataş'a, dön dolaş, Kadıköy iskelesini bulamadım. Hayır daha önce Kadıköy'den Kabataş'a vapurla gelebildiğime göre, tersi de olmalı. Sonra bi baktım, o iskeleden sadece Adalar vapuru kalkıyor, Kadıköy vapuru yok. Haftasonları yokmuş. Sadece hafta içi varmış. Eee ama neden? Hafta sonu insanlar ordan buraya gitmiyor mu yani?  Sonra aklıma şu geldi:
Ben bunu Ankara'dayken, bu vapur var mı yok mu sorunlarından henüz uzaktayken görüp hafif bi empatiyle karşılamıştım. Ama henüz buradaki 2. ayımda adamların derdini bizzat anladım. Ne saçma.... Kadıköy'e gitmek yerine Üsküdar'a gittim, bu yüzden biraderle buluşmayı beceremedim. Evet, trafik İstanbul'da başrolde, ben de mecburen habire ondan bahsediyorum. Dün RTE Beşiktaş'ta bi yerlerdeymiş diye, yolu kapamışlar diye, 5 dakikalık yol, 35 dakika oldu, yoga dersi kaçtı, bi sonraki dersi bekledim ve 8 yerine 9'da çıktım oradan. Burası İstanbul, ne zaman ne yapacağını trafik belirliyor...

25 Nisan 2011

İlk Ay

Haha, evet çok istikrarlıyım yazma konusunda, 1-2 ayda bi kere yazabiliyorum galiba. Ama bi blog yazma konusunda azmimim kaybetmiş değilim. Yazmak istediklerimi biriktirip duruyorum. Sadece erteleme konusunda iyi olabilirim :)

Neyse, evet ben artık İstanbul'da yaşıyorum! Bi aydan uzun bir süredir. (Gerçi aradaki 4 haftasonumu Ankara'da geçirmek durumundaydım ama olsun.) Peki alıştım mı? Eh. Sonuçta ilk kez geldiğim bi yer değil, ama yine de öğrenilecek çok şey var. Bi hafta sabah akşam otobüste (2 numara) ayakta gezdikten sonra, iş yerimin servisini keşfettim. Artık sabahları işe uyuyarak gidebiliyorum, Ankara metrosunda yaptığım gibi. Servis olunca trafik olmasını da umursamıyor insan. Ama trafik her yerde. Hiç beklemediğin anda karşına çıkabiliyor. Her gün aynı saatte gittiğin yolun standart bir süresi olmaması bence çok ilginç.

Henüz kendime şöyle güzel bir bakkal market bulamadım. Bir kere günlük süt satan bir yer yok sayılır civarda. Bulabildiğim tek bakkalda da akşama kalmamış oluyor. Evin dibinde bir minik Carrefour ve daha da minik bir Şok var. Şok'un sebzeleri biraz daha iyi, Carrefour'da da diğer aradıklarımın bir kısmı var. Arabayla uzaklara gidip (zira arabam yok) alışveriş yapamadığım için, bu gidişle en uygunu ara ara sanal alışveriş olacak gibi.

İlk defa tamamen kendi evim oluyor. Her ne kadar evi ve içindekileri ben seçmiş olmasam da (biraz gökten kucağıma düştüler sayılır) şu anda benim evim. Büyüklü (örneğin daha rahat bir yatak ve yemek masası) küçüklü (çöp kovası ve paspas) bazı eksikleri var, yavaş yavaş onları tamamlıyorum. Eve ilk alışverişimi IKEA'dan yaptım, pek tabii ki: kesme tahtası (evdeki minyatür boyutlardaydı), süzgeç ve bulaşık fırçası. Bi yandan da orayı gerçekten "benim" evim haline getirmeye çalışıyorum, kadife döşemeli koltuklar ve kristal avizelere rağmen. Yapma çiçekleri balkona, dantel örtüleri çekmeceye sakladım bile.

Haziran'a kadar kafamdaki İstanbul projelerini hayata geçirme vaktim olmayacak gibi görünüyor. Şimdilik tek planım, hedefim, havalar olur da ısınırsa (lütfen!), yeni mahallemde yürümek, mümkünse sahilde zaman geçirmek ve yoga yapmak için habire karşı kıyıya gidip gelmek.

11 Mart 2011

Gidiyorum!

İstanbul'a gidiyorum!
Ankara'dan İstanbul'a taşınıyorum!
İşimi buldum, evim hazır, sadece yavaş yavaş taşınmak kaldı.
Ve sonra, macera başlıyor :)

19 Ocak 2011

Neden?

Çünkü ben Ankaralıyım. Orada doğdum, bu yaşıma kadar orada yaşadım. Canım ciğerim dostlarım, arkadaşlarım (dünyanın dört bir yanında olmayanlar yani), annem-babam-kardeşim, ODTÜ'm, hayatım orada. Ve şimdi, bunları bırakıp İstanbul'a taşınmaya çalışıyorum, hem de büyük bir hevesle. İş bulmam lazım önce, o bile daha zor oluyor, Ankara'da kaç kere bulmuştum şimdiye kadar. İstanbul'a dışardan bakıyorum hala, kendimce eğleniyorum pek çok şeyiyle.

Çünkü İstanbul büyük, çok büyük. İstanbulluların çoğu pek çok yerini bilmiyor. Herkes kendi bölgesinde duruyor, çoğu için "karşıya geçmek" bile büyük olay, buluşulacaksa kimin "taraf"ında olacağı tartışılıyor. Ve yapacak çok çok çok şey, gidilecek çok çok çok yer var. Bunların bi sürüsü de yıllardır bakıp "şimdi orada olmak vardı ulan!" dediğim şeyler. Sonunda hepsini yapma fırsatım var, yapma ve yazma. Ve çünkü İstanbul zor. Büyük ve kalabalık olduğu için değil, insanlar uzak olduğu için birbirinden. Ya da bana öyle geldiği için. Ya da ben bütün hayatımı bırakıp gitmeye niyetlendiğim için. Yazmak, yazılı düşünmek iyi gelecektir bence.

Çünkü İstanbul'da uzun süre kalmaya niyetim yok aslında... 3-5, bilemedin 10 yıl sonra başka bi yerlere kaçmaya niyetliyim şimdiden. Ya da, en azından, bi ayağımı başka yerlere taşımaya. Hayal etmek bedava nasılsa. O yüzden, orada geçen zamanı kaydetmeye niyetliyim. Ve bi süre sonra, dönüp başımdan geçenleri, İstanbul maceralarımı okuyup gülümsemeye.

Çünkü ne zaman yeni bi şehre gitsem, orada ilk bir kaç gün hafif salak oluyorum, ve herşeyin, herkesin yeni olduğu bu hissi çok seviyorum. Şimdi ilk defa başka bir şehre yaşamaya gidiyorum. İstanbul o kadar yabancı, bilinmez olmasa da, karşıma çıkan, çıkacak bütün yeniliklerin tadını çıkarmayı planlıyorum, akıp giden, peşinden koştuğum hayat olmasın, benim minik maceram olsun diye :)

Çünkü akşamüstü Etiler'de bir konuşma dinlemeye gitmek için saatler harcayıp, konuşmanın Bebek'e alındığını öğrenip, saatlerce geri dönmeye çalışmayı anlatmak istiyorum. Çünkü Sabancı Üniversitesi'ne iş görüşmesine gitmek için 7 lira gidiş, 7 lira dönüş "shuttle" parası ödediğimi, "koca" kampüste yol soracak bi tek çimleri biçen adamcağızın olduğunu anlatmak istiyorum. Çünkü Taksim'den Cemal Reşit Rey'e gitmeye çalışırken Nişantaşı'nın yarısını gezdiğimizi anlatmak istiyorum. Beşiktaş iskelesindeki pilavı, İstiklal'in oralardaki çorbayı, şırdanı, Kabataş'taki köfteyi anlatmak istiyorum. Ve kaçırdığım daha neler neler olduğunu öğrenmek.

Çünkü bu sefer düzenli yazabilmeyi başarmak istiyorum, bakalım...